27 Eylül 2013 Cuma

Hani bahsedecektim ya; SON İKİ GÜNÜM!


      Önceki Yazımda bahsettiğim üzere son iki günümü çok mutlu ve heyecanlı geçirdim, arkadaşlarımla birlikte. Onları çok sevdiğimi belirterek size vermiş olduğum sözü tutmaya başlamak istiyorum. Yine ben yine ben, Dünya'nın merkezi olduğum için sürekli olarak kendimden bahsetmek istiyorum, haydi bakalım ne kadar katlanacaksınız bana?(Yazıyı bitirene ödül var ahahaha)



      BİRİNCİ GÜN okulda teneffüs sırasında kantinde otururken arkadaşlarım bana bir teklifle geldiler. Dediler ki Tifoşçum, canım, meleğim(ayh), biz guitar hero oynamaya gidiyoruz, teşrif eder misin dediler? Ay benim de nasıl canım sıkkın var ya, tamam olur dedim. Daha önce de bir zorlama sonucunda götürülmüştüm bir guitar hero salonuna, yani Dünya üzerinde bu konudaki en tecrübeli insan bendim. Onlara da bu engin tecrübemden bahsedip meydan okudum tabiki. İşte ders bitti, arada uyuduk derken çıktık okuldan, bir guitar hero salonuna gittik. İçimden "Aaaaay o ne öyle be? Her yer kutu gibi, cam açıyosun camın önü kapalı, saçımı başımı yolsam havasızlıktan duyanım olmayacak" dedikten sonra kuracak abiyi bekledik. Yook olmadı gelmiyor, aralarındaki tek erkek görünümlü tip olarak aşağı indim, gittim dedim ki abi gelsene! Hemen geliyoruz dedikten sonra geldi kurdu, biz de oynamaya başladık. İlk başta hepimiz easy idik. Şarkı geldi, o ne öyle be, notalar YAĞIYOR! Bir yandan renge basıcan bir yandan da mandal gibi bişeyi var önde onu yukarııya kaldırıcan, dedim iki iş birden nasıl kontrol ediyim bunu ben derken çözümü BEGINNER'a ayarlanmakta bulduk. Ben öyle beginner beginner oynarken onlar da easy'nin zorluğuyla çaldıkları şarkılarda gitarı bateriyi falan parçalayacak gibilerdi. Ben tabi bi mandal kaldırıyom yukarı. Ahahahahah değme keyfime gitsin, öbür türlüsü valla stres ya, oyun dediğin insanı rahatlatmak içindir arkadaşım. Saçmalamasınlar lütfen. Tabi oyunun ortasında pilim bitmesin mi? Kız çalışmıyor bide, dedim aha bozuldu. Lanetler ede ede tekrar aşağıya indim(baterist arkadaş pek bir kaptırmıştı kendini ehehehehe). Aaaa bir de ne göreyim. Adam elime pilleri verecek diye beklerken kasadan para alıp aşağı indi. Aaaa gel gör ki yedek pilleri bile yokmuş, kesinlikle işletmecilik yönünden zayıflardı diyebilirim, böyle bir şok daha önce yaşamamıştım. (ahahahah dedikodusunu yapıp kendi aramızda küçümser ses tonuyla kikirdeşmeyi de unutmadık, tam kızkıza eğlence yani anlayacağınız) İşte sonra bitti o da gitti, hepimiz dağıldık. Ne için? Bir sonraki güne hazırlanmayaaa :) (bu arada kulak mulak hak getire, sokakta biri mute tuşuna basmış gibi hissettik bir süre.)(ay o gün de sürekli dilleri sürçtü kız falan dediler bana ahahahahahahahahah)

      İKİNCİ GÜN buluşmamız bir garip oldu. Verilen saate yetişemeyeceğimi anladığımda(ki bunu meleklerimin de anlamış olabileceğini farkettim), onlar da yetişemeyeceklerini farkettiler ve mesaj attılar. Olur dedim canıma minnet. Sonracığıma buluşma yeri falan da değişti, amaaan buluşana kadar, ay bir de öyle birbirini bulma faslını da hiç sevmem ben, karışıyor işler orada, en azından benim için. Ne yani beni gelseler alsalar bulunduğum yerden, çok mu şey istiyorum? Otobüs duraklarının da yeraltına alındığını hatırladıktan sonra(evet orası güllerim) aşağı indik, benim için gözlem vaktiydi. Allahaşkına mahvetmişler ya! Bir de oranın projesini bir öğrenci çizse herhalde biraz daha mantıklı olurmuş onu farkettim. Bir tarafta 60 metre genişlik, ki hiç ihtiyaç yok, diğer tarafta 2 metre genişlik, millet ite kaka bir yere geçiyor, yürüyemiyor, durakta beklemek işkence, mazot ve toz yutuyorsun sadece ve geceleri de hiç güvenli olmaz oralar, sonuçta gündüz bile yeterince aydınlanamıyor, kesinlike hiç beğenmedim. (Ki ilk ölüm vakası da hiç gecikmeden haberlere yansıdı.) Otobüslerin durak yapacak alanı da yetersiz, arka tarafta otobüs birikince bir şerit tıkanıyor resmen. Yani otobüse binmesi ayrı bir DERT! Bu dar olan yerde güç bela bir otobüse bindikten sonra ilk aktarma yerimizde indik. Daha sonrasında başka bir otobüse daha binerek bir saatlik yolculuğa başladık! Eeee tabi gittiğimiz eğlence parkında yol boyunca bir sürü insan profilini gözlemleme imkanım oldu. İleride bir gün işime yarayacak bunu biliyorum. Hem AVM(ki bu nefret ettiğim tarzda tek bir bina gibi değildi, cadde gibi yapılmış, ortasından tramvay gibi bir yol geçen, şirin bir yerdi. Biraz daha içlerine doğru gittiğimizde ooooo dedim. Ben tabi korkarmış gibi yapıyordum arada, beş lafımdan dördüne güldürebilecek bir haldeydim. Yanımda uçarı kaçarı psikopatımsı bir tip olunca cidden ben de gaza geliyorum. (Katalizörüm olduğu zaman neler yapabileceğime inanamazsınız. Gaza gelme meselesi diyelim buna.) En çok binmek istediğimiz nefeskesen tren yoktu, kapalıydı, binemedik, ama bitince çoook süper olacakmış, bekliyoruz bakalım. Alternatif trenlere bindik bizde. Hız treni, korku tüneli, silahlı tünel(3 boyutlu gözlükle müthiş deneyim, attığım puan farkına bakınca hepsinin ağzındaki salyalar üstüme boşaldı, sağolsunlar). İçine bindiğinde bir goril tarafından sallandığın oyuncaktan vardı. Bindik ve öylece durduk sadece. Sallama bile yapmadı. Gereksizdi. Sulu oyuncaklar da vardı. En beğendiğim kuşkusuz bir yukarı çıkan bir şelale gibi de aşağı bırakan şu viking. Üstümün ıslanmasını geçtim, banyo yaptık orada resmen. Hazır o kadar para vermişiz, sömüreceğiz tabiki de sonuna kadar. (Ayrıca sonradan öğrendik ki bizden beterleri de varmış.) Etrafında 360 derece döndüren bir oyuncak ta vardı fakat ona binerken ne dualar ettim, arkadaş nasıl bir sallama o öyle ya? Aşırı çılgıncaydı ama. Kesinlikle binmem deseniz bile bineceğiniz birşey. Fakat finalde asıl hoşuma giden, bir kulenin tepesine çıkarıyorlar sizi, manzarayı izlerken bir anda yere bırakıyorlar, serbest düşme deneyi gibi(ay o anı hatırlarken bile hissediyorum düşme anını, MUH-TE-ŞEM-Dİİİ!) bir düşüyorsun, aniden atıyorlar bir de haber bile vermiyorlar, çığlığınsa vücudunda durmuyor bile dışına çıkıyor, hatta çok uzaklardan duyuluyor çığlıkların. Artarda bindirmiyorlar sağlık nedenlerinden dolayı. Hala o adrenalindeyim ben ya! Tabi gözlemci kişiliğimle(heheh) bakıyorum ameliyatlı insanlar birçok makineye binemiyor orada. İşte o yüzdendir ki eğer ameliyat olursam ondan önce hiçbirşey içimde kalmasın, bütün stresimi ve enerjilerimi dışarı fırlatabileyim ve dolu dolu yaşayabileyim diye hayatımın her anına aktiflik ve sosyalliği sıkıştırmaya çalışıyorum. Kah arkadaşlarımla, kah tek başıma...

      Bir de şu sıralar insanlar bana çok şaşırıyor. "Vay be yavrum sen neler biliyormuşsun öyle" diye! Artık nasıl bir karakutuymuşsam gözlerinde? İnsanlar beni demek ki hemen her an tanıyamıyorlarmış, farkettim. Ya çok iyi gizleniyorum, ya da öyle herkes insan sarrafı olamıyormuş demek. Hoş, zaten şu sıralar beni çözebilecek bir insan sarrafına da hiç ihtiyacım yok, zorda kalırsam ve param da olursa psikologlar ne güne duruyor? Sektörü canlı tutmak lazım :) (İşte böyle de kapitalist bir kız oldum, allah beni bildiği gibi yapsın)

      Sürprüzüme gelince: Klasik ya, her zamanki gibi. Öptüm.
Sosyal Medyada Paylaşın:    Facebook Twitter Google+ Stumble Digg
 photo geri_zpsvjjlxydp.png  photo ileri_zpsmnpu8fzu.png

0 yorum:

Yorum Gönder